Bir Şeyler Yolunda Değil, Besbelli!

image 19 Nis 2011

 

Ne Olu yor Bu Havalara Yahu?

Takvimler Nisan 2011’i gösterirken, İstanbul’da termometreler ise 8 santigrat dereceyi göstermekte. Nisan ayına göre hiç de normal olmayan bu sıcaklık değeri, artık gezegenimizde bir şeylerin yolunda gitmediğinin en aleni kanıtı gibi. Haftalık hava tahminleri yerini günlük, hatta saatlik tahminlere bırakmış durumda. Pek dile getirilmese de, hepimiz rahatsızız bu durumdan. Belki bu değişikliklerin yaratacağı sonuçlar yüzünden hoşnutsuzluğumuz, belki de aslında değişikliklerin asıl sebebi olmamızdan kaynaklanan huzursuzluktan, kim bilir? Peki, biz neden Aralık ayında pişip Mayıs ayında üşüyoruz, ne yapıyoruz da buna sebep oluyoruz?

Gezegenimizi etkisi altına alan iklim değişikliğinin en büyük sebebi aşırı sera etkisidir. Normal sera etkisi, atmosferde oluşan bir gaz tabakasının dünyadan yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tutmasıdır. Eğer bu sera etkisi olmasaydı dünya üzerinde yaşanılamayacak kadar soğuk bir gezegen olurdu ki, biz bunu istemeyiz. Fakat fosil yakıtların kullanımı ve endüstriyel üretim sonucunda başta karbondioksit olmak üzere, metan ve azot oksit gibi gazlar atmosferde fazlaca birikiyor ve güneş ışınlarının büyük bir kısmının atmosferden çıkışını engelliyor. Ayrıca gezegenimizdeki karbondioksit dengesini ayarlamaya yardımcı olan ormanların yok edilmesi de tabii ki bu duruma yardımcı olmuyor. Bir de ağaçlarda depo edilmiş karbonun ağaç kesildikten sonra karbondioksit olarak havaya karışması da üstüne tuz biber oluyor.

Dünyadaki sıcaklık kayıtları 19. yüzyıldan itibaren tutulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık 20. yüzyılda 0,6 santigrat derece yükseldi. Fakat asıl kötü haber şu: Ortalama küresel sıcaklık medeniyetin ortaya çıkışından beri sadece 1 santigrat derece yükseldi. Bu yükselişin 20. yüzyılda hızlanmasını ise Sanayi Devrimi’yle birlikte ortaya çıkan makineleşmeye bağlayabiliriz.

Küresel ısınma bu hızla devam ederse buzulların erimesiyle deniz seviyesi yükselecek ve Kuzey Avrupa’nın büyük bir kısmı sular altında kalacak. Ayrıca Bangladeş, Çin, Mısır ve Nijerya’nın yoğun nüfusa sahip nehir deltalarının tümü deniz seviyesinin altında ve sel riskiyle karşı karşıya. Bu tip bir durumda bu ülkelerin göreceği zarar inanılmaz boyutlarda olabilir.

Seller ve taşkınları takiben oluşabilecek kuraklık ve sonucunda çölleşme, tarıma büyük sekte vuracak ve kıtlık baş gösterecek. Ayrıca tatlı su kaynakları da tamamen yok olacak. Açlık, susuzluk ve salgın hastalıklar sonucunda dünya nüfusunun büyük bir kısmı yaşamını yitirebilir. Bu koşullardan en çok etkilenenler tabii ki yoksul ülkelerin vatandaşları, ayrıca yaşlılar ve çocuklar olacak.

Tabii ki iklim değişikliğinden en çok etkilenecek olan canlılar bitki ve hayvanlar olacak. Doğal ekolojik sistemlerin küresel ısınmadan etkilenmesi ile biyolojik çeşitlilik yok denecek kadar azalacak, fakat istenmeyen zararlı canlı türlerinde bir artış görülecek.

Birleşmiş Milletler’in 2007 tarihinde iklim değişikliğiyle ilgili yayınladığı rapor aslında birçok şeyi özetliyor:

  • +2 santigrat derece: Su sıkıntısı başlayacak. Kuzey Amerika’da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru’da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin %30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
  • +5 santigrat derece: Denizler 5 metre yükselecek. Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.
  • +6 santigrat derece: Göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşayabilecekleri bir yer bulma umuduyla göç yollarına düşecek.

Uzmanlara göre karbon salınımını şu anda istenilen seviyeye düşürsek bile küresel ısınmanın durması için yaklaşık 150-200 seneye ihtiyaç var, çünkü büyük su ve buz kütlelerini içeren bu iklim sisteminin normal haline dönebilmesi yüzlerce yıl alabilir. Bazı bilim adamları ise Grönland buzullarındaki erimenin artık geri dönülemez bir seviyeye ulaştığını düşünüyor. Grönland buzullarının erimesi, deniz seviyesinde toplam 7 metrelik bir yükselmeye neden olabilir.

İklim aslında çok karmaşık bir sistem. Bu sebeple ısınmanın zincirleme etkilerinin ne olacağı konusunda net bir fikir sahibi olamıyoruz. Mesela sabit buzulların erimesi, sera etkisini yaratan gazlardan metanın yüksek miktarda salınımını tetikleyerek ısınmayı artırabilir. Fakat daha sıcak koşullarda büyüme hızları artan ve çoğalan yeşil bitkilerin karbondioksiti daha fazla çekmesi ile ısınmayı hafifletici etkileri de olabilir.

Peki, dünya ülkeleri bu konuda ne yapıyor? Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Programı çerçevesinde imzalanan Kyoto Protokolü küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki tek uluslararası çerçevedir. Bu protokolü imzalayan ülkeler karbon salınımlarını 1990 yılındaki düzeylerine düşürmeyi kabul etmişlerdir. 1997 yılında imzalanan protokol ancak 2005 yılında yürürlüğe girebilmiştir çünkü protokolü onaylayan ülkelerin 1990 yılındaki emisyonlarının yeryüzündeki toplam emisyonun %55’ini bulması gerekmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabilmiştir. Kyoto Protokolü şu anda 160 ülkeyi kapsamaktadır. Sözleşmeye göre:

  • Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5’e çekilecek,
  • Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek,
  • Fosil yakıtlar yerine örneğin bio-dizel yakıt kullanılacak,
  • Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak,
  • Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek,
  • Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

Ülkemiz 1997 yılında imzalanan sözleşmeye ancak 2009 yılında dahil olmuştur.

Evet, ülkelerin iklim değişikliğini engellemek için yapmaları gerekenler belli. Acaba biz kendi imkanlarımızla, kendi irademizle, dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline getirmeye bir adım daha yaklaşmak için neler yapabiliriz? Mesela bir standart ampulü tasarruf ampulüyle değiştirmek yılda 75 kilogram karbon tasarrufu sağlıyor. Daha az araba kullanıp, daha çok bisiklet ya da toplu taşıma aracı kullanmak, araba kullanılmayan her 2 km için 0,75 kilogram karbon tasarrufu sağlıyor. Geri dönüşüme katkıda bulunursak her yıl birkaç ton karbon tasarrufu sağlayabiliyoruz. Her yıl dikilen bir ağaç, ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emer. Isınırken güneş enerjisini kullanmak ya da elektronik cihazları standby konumda bırakmayıp tamamen kapatmak, uzun vadede hem maddi açıdan, hem karbon salınımı açısından çok büyük tasarruflar sağlayacaktır.

Biraz dikkat, biraz özveri, biraz bilinçle bir şeyleri değiştirebilmemiz ümidiyle. Mevsim normallerinde günler sizinle olsun. 🙂

YAZAR:

Büşra ÖZTÜRK

“Yıldız Tornavida Dergisi’nden Alıntıdır.”

Etiketler
Array ( [0] => 8 )